30.01.2012, 18:54
|
#1 |
Mülâzımı Sâni  Ayrılık
Suskun dudaklarının tebessümüydü bir zamanlar, karanlık yollarının ışığı aydınlığıydı… Bilirdik konuşsa dilimden o çıkacaktı. Bu yüzden susardı, sessizliğine dağlar çatlardı ama o hep susardı. Acısı nehir olur akardı tıpkı gözlerindeki pınarlar gibi. Kaçıp gitmek isterdi başka zamanlara ama hiçbir saatin yelkovanı onsuz bir anda durmazdı. Hapsolmuştu yüreği ve beyni ona, gideceği yer ya da an bu yüzden fark etmezdi. Silemedikten sonra onu, kendinden gitse ne yazardı…
Onu anmadan, düşünmeden geçen günü var mıydı? Peki ya o? Ne yaptıysa olmuştu ve bitmişti işte, sahte bir yüz değildi ki bakacağı sevdiğinin suretiydi. Sanmıyordu onun gülebildiğini kim bilir belki bir avuntuydu kendine, gittiğini biliyordu elbet ama unutulmak istemiyordu. Kim isterdi ki unutulmayı her şeyden silinip hatırlanmamayı, oda istemiyordu. Dualarına şahit oluyorduk “Affedilmek istiyordu“ Yüreğinin tek sahibi gönlünün sultanı onu anlamamıştı. Gülümsemeyeli 4 ay olmuştu. Neşesiyle etrafı canlandıran kişiden artık eser kalmamıştı. Bu kadar kısa bir zamanda ancak böyle bir çöküş görülebilirdi.
Sessiz bir köşede, bir ümit işte belki döner diye hiç ayrılmadan öylece durup onu bekliyordu…
| |
| |